7 Ekim 2009 Çarşamba

3 kadın ,3 an, 3 gereksiz kırılma noktası

çok uzun seneler evvel dünyanın en uzak şehrinin en bilinmeyen kasabasında 3 kadın yaşarmış. bu 3 kadının upuzun koyu kahve saçları, siyaha çalan kahve gözleri ve balık etleri varmış. birbirlerine çok benzerlermiş. hepsi uzun ve gösterişsiz kıyafetler giymeyi sever, asla dikkat çekici renklere bürünmezlermiş. iddiasız sözler söyleyip, münzevi hayatlar yaşarlarmış en az kendileri kadar mütevazı evlerinde... hayattan ufak şeyler bekler, hayatın kendisini bile kendi hayatlarına sokmaz, küçücük dünyalarında yaşar giderlermiş. evleri ,kocaları ve çocukları da sessizmiş.bahçelerindeki hantal köpeklerin havlama seslerini duyanların sayısı pek azmış. kadınlar akşamları aynı saatlerde yemek masasını kurar aynı saatlerde uyurlarmış. zeytinsabunu kokan beyaz,uzun,pazen gecelikleri ve keçe çoraplarını giyer uykuya dalarlarmış. her hafta perşembe geceleri kocalarıyla kısa ve resmi bir şekilde sevişir,5 senede bir doğururlarmış. ellerinde her zaman bir yün çilesi olur, her ay muhakkak bir kazak örerlermiş. evi süpürürken belli belirsiz bir melodi mırıldanıp, yine belli belirsiz gülümserlermiş.

birgün kadınlardan biri aynada kendisini izlerken ne kadar güzel olduğunu farketmiş. önce kaşlarının kavisini beğenmiş, sonra da burnunun kalkıklığını. dudakları da yabana atılır cinsten değilmiş, şekilli ve kendinden emin,pembeye çalan etli dudaklar. kendini ilk defa işte o zaman beğenmiş. ensesinde sıkı sıkı burup tuttturduğu saçlarını yavaşça açmış, saçları omuzlarına döküldükçe hücrelerinin dişiliğini hissetmiş. kendine oracıkta yavaş yavaş bir kadın yaratmış,bu fikre bayılmış. aynanın o gün sihirli olduğunu bile düşünmüş o an. kafasını çevirip başka yöne baktığında sihrin bozulacağını sanmış ve uzun uzun incelemiş görüntüsünü. uzun saçları beline kadar ve yumuşacıkmış.
aynı saatlerde 2. kadın da son yıkadığı tabağı kurularken tabak elinde kaymış ve yere düşmüş. eğilip almaya davrandığında gözüne kuzinenin altında parlayan bir cisim çarpmış. elini uzatıp baktığında bunun zarifçe işlenmiş bir yaka iğnesi olduğunu farketmiş. kime ait olabileceğini düşündüğünde aklına tek kişi gelmiş: o sabah uğrayıp evinin çatısını onarması için kocasına talimatlar yağdıran ifadesiz suratlı,zengin kadın... iğneyi incelemeye koyulmuş, sonra da dayanamayıp sararmış bluzunun yakasına takmış. eski bluzun üzerinde fazlaca sırıtmış olmasına rağmen, pırıldayan yaka iğnesiyle kendisini aynada gördüğünde ister istemez keyiflenip gülümsemiş. gözlerinin de pırlanta kadar parıldadığını görmüş. elini önce iğne üzerindeki kesme pırlanta taşlara, sonra köprücük kemiklerine, oradan zarif uzun boynuna dokundurmuş. kendini elleriyle yeniden şekillendirerek uzun bir zaman aynanın karşısında kalmış.
kasabanın kenar muhitlerinden birindeki 3. kadın, her zamankinden daha sessizmiş o gün.Hesapta olmayan hiçbirşey yaşamamış, hiç bir rutinini atlamamış,yolunda gitmeyen hiçbir durum olmamış. Vakti yaklaşan akşam yemeğiyle ilgilenmek için mutfağa girmiş.Ateşin üzerinde kaynamakta olan günaşırı yaptığı soğan çorbasının tadı o kadar herzamanki gibiymiş ki, bir kaşık aldığında bir öncekinden hiçbir farkı olmayan tat kendisini bile şaşırtmış. kaşığı yavaşça tencerenin yanına bırakırken bu düşünceye takılmış aklı: "kendi kurduğum düzenimin ocağında kendimi eritip kaynatmaktayım ben, ne kadar da aynıyım!" silkelenmiş bir ifadeyle çevresine bakmış, evin her yerini gözleriyle didiklemiş. birgün, bir hafta, bir sene,neredeyse bir asır öncesiyle aynı ev, aynı koku, aynı gölgeler. günün aynı saatinde, aynı duygu-suzluk-lar. aynanın karşısına oturup o da kendisini izlemeye başlamış.kendisine önce o güne ve öncekilere uyanmış olan kadının gözüyle bakmış: "hiç bir aksilik yok". sonra mutfakta bıraktığı düşünceli kadının gözlerini alıp yuvalarına takmış: "ah! düzenime sadıkken bazen o kadar sadık olmuş oluyorum ki, korkuyorum!" o ayna o gün daha bir dolu itirafa şahit olmuş aynı kadından gelen...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder