dışarıdaki sesleri takip edip desibeli yüksek olana göre hareket etsem yolun sonunda nereye varırdım diye düşünüyorum. önce denize yönelip oradan şehrin içlerine dönerek keskin manevralarla yine yine yine aynı noktaya,rutubetli dar pancar sokağa gelirdim. ne kendimden ne de rutinimden kurtulamıyorum. şuan kendimi kurtulunması gereken sıkıntı verici bir etken olarak görüyorum.
ah ben bir de insancıklardan nasıl da sıkılıyor ve olumsuz enerji alıyorum. zaten az sayıdaki rahatlatıcı olanlarını nasıl da soru işaretlerine dönüştürüyorum hızla. içimdeki iradesiz kadın ;artık sesini kes, artık büyü, artık silkelen, artık elindekinle yetin!
ah bir de dışarıdaki dost adama bir çift söz söylemek gerek. en az içimdeki iradesiz kadın kadar güçsüzsün. bu sen misin yoksa içindekilerden biri mi bilemiyorum ama döv o iradesizi de benim yaptığım gibi.
hissiz bir beden,inançsız bir kalp, kalpsiz bir hayalden ibaret ama rahatlamaya meyilli arada bir kişilik ben. rahatlayalım içimdeki farklı kadınlar,olur mu? hissetmediğimiz kadar da rahatlayalım.
kaybetmek dudaklarda başlıyor,dudaklar değdiğinde dostluklar gümbürtüye mi gidiyor? o zaman en nefret ettiğim organım dudağım olsun. sonra herşeyi göze aldıran, hissiziliğe rağmen devam ettirmek isteyen tenim. ondan da nefret edeyim.
kaybetmek dudakta başlar ve ellerde biter. en son eller dokunur ve bırakır. akabinde derin sessizlik ve kaybedilmesi muhtemel bir koca dostluk kalır.
dostum lütfen beni korkutma. en dostane dostum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder